Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 3/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

[-]
Tags
cumhuriyet günümüz dönemi türkiyesi ve

cumhuriyet dönemi türkiyesi ve günümüz
#1
TÜRKİYE VE TARİH
Türkiye Cumhuriyeti’nin haklı ve sayılır bir kimliği yok. Çünki 1789 Fransız ürünü ve kurtuluş dönemi sonrası hukuksuzların şekillendirdiği bir krallık.Millet olduğumuzu çok vurgulayıp duruyoruz, bir şeyi çok vurgularsanız o konuda bir şüpheniz var demektir. Ben şimdi nefes alıp veriyorum, size durup durup “ben nefes alıp veriyorum” desem, “bunun aklından zoru var” dersiniz. Osmanlı hiçbir zaman “ben milletim” diye dolaşmamıştır. Ümmetten bahsedilir ama o da o kadar sıklıkla ifade edilmezdi. Ve Osmanlıda hiçbir zaman ümmetçilik yapılmazdı. Öyle sağlam bir kimlik dokusu vardı ki “ben şuyum” demeye ihtiyacı yoktu. Çünki insanlığı sahiplenir yapısıyla evrenseldi. Biz bugün bunun yoksunluğunu çektiğimizden ötürü durmadan “Biz bir milletiz, Türk milletiyiz” diyoruz. “Bizi başkalarından ayırt edecek özelliklerimiz neler” diye sorulduğunda, Osmanlı’yı gösteriyoruz yine. Cumhuriyet Türkiyesi’nin özellikleri diye gösterilebilecek bir şey yok. Kuru bir köktencilik ve boş şeyler. Halbuki kurtuluş savaşını bile din için savaşan insanlar vermişti. Cumhuriyet’in taptığı kişinin yattığı mezar bile Yunan’daki Akropolis’in kötü bir taklidi. 
Haçlı Seferleri'nin, Anadolu'dan püskürtülmesi Tanrı halkını ve önemini yine gözler önüne sermektedir.
Rusya 1977’de osmanlıyı en çok zorlayan ülkedir. Suriye krizi Türkiye-Rusya soğuk savaşı geçmiş yüz yılın bir rovanşıdır. Dünyanın bozulmasında ve bozgunculukta Rusların büyük rolü olmuştur.
Mustafa kemal, ruhunu şeytana sattı ve tahta oturmak için büyük bir kültür mirasını reddederek yedi asırlık bir geçmişi reddetti. O dönemde kurtuluş mücadelesi için milli kongreleri halk yaptı. Milli mücadeleyi de halk verdi. Atatürk İngiliz ve Amerikan denetiminde bir ülke kurdu ve devrimlerle yeni bir rejim belirledi. Tek parti rejimi bir bakıma diktatörlüktü. Zorba yönetimin emirlerine karşı halkın yürüyüşlerine isyan (celali isyanları, Anadolu isyanları, şeyh said isyanı)dediler. İngilizlerle anlaşma yaptılar ve ülkeyi yok sayan anlaşmaları reddettik diyenler de kendileriydi.
Türkiye içerde ve dışarda çok önemli yeniliklere imza attı. Tayyip Erdoğan yenilikçi ve inkılapçıdır. Abdulhamid Han, Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti'nin başardıklarını 120-130 yıl önce, akıl ölçeği çerçevesi içerisinde başarmaya çalıştı, 7 asırlık geçmişiyle Abdulhamid Hanın çizgisini Ak parti başarmaya başladı. AK Parti, 3 asırlık bir yenilgiyi galibiyete dönüştürdü. Cumhuriyet kurulduktan sonra birilerinin milleti saf dışı bırakarak, ülkeyi ‘milletsiz' ve ‘İslamsız' bıraktı. Hilafetin kaldırılması ülkemizin ve bölgenin hatta dünyanın sıkıntı yaşmasının miladı olmuştu. Hilafet kaldırılmamış olsaydı Şeyh Said İsyanı diye bir olayı tarih sayfalarında olmazdı. Zaten o bir isyan değil halkın isteklerini dile getirdiği bir yürüyüştü. Dinleri elinden alınan, dili değiştirilen, giyim ve tüm kültürlerini dikta ile değiştirilen bir milletti o millet.
Almanlarda, kurtuluş savaşıyla ilgili çok önemli ve gizli bilgiler vardı. Onlar açığa çıkartılırsa Kurtuluş savaşının özü ve inancın savunuculuğu açıkça anlaşılırdı.
Türkiye’de yenilenen bir devlet var. Yeni zamanın ruhuna uygun olarak bütün kavramların kendini yenilediği bir dönem bu. Gerçekleri fark ediş ve doğru olana yönelme dönemi. Bu değişimler yeni kudretler getiriyor. Yeni bir çağı aralıyor.
Köken üzerine dayalı milliyetçilik yıkılmıştır. Fransız ihtilalinin etkisi tamamen çökmüştür. 2000 yılına girdikten sonra yeni yüzyıla göre milliyetçilik kavramı çökmüş ve değişime uğramıştır. Ulus kavramı da bitti. Yeni zaman her şeyi içiçe soktu. Dünyanın dört bir yanında insanların beklentileri aynıdır. Zaho'da neyse Saraybosna'da aynı, Tunus'ta ne ise İstanbul'da aynı... Hepsi birbirine benziyor. 19.yüzyıl algısıyla Türkiye'yi yöneteceğim fikri artık mümkün değildir. Yeni yüzyılda milliyetçilik kavramı çökmüştür. Anadolu halkı bu paradigmayı kaldırdı attı. Artık insanını merkeze koyan bir paradigma var. Farklılıklarını düşman algısından çıkartan pratikte zenginlik olarak kabul eden bir Türkiye var.
"Osmanlı İmparatorluğu gerek Genç Osman ve II. Mahmut döneminde gerekse sonrasında bunu yani batıyı anlamaya çalıştı ama onların güç ve nefesleri buna yetmedi. Genç Osman (III.Osman) II.Mahmud, III. Selim'den sonra Osmanlı'da Abdulhamid Han'ın çıkışı oldu. Abdulhamid Han'ı doğru okunmadı. O karanlığın içindeki son savaşçıydı. (yeniçeriler) Darbeciler o’nu bastırdı. Abdulhamid Han, Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti'nin başardıklarını 120-130 yıl önce, akıl ölçeği çerçevesi içerisinde başarmaya çalıştı. " Bu dönemlerde yeni anayasa, özgürlüklerin arttırılması gibi tüm süreçler yaşansa da daha sonraki elli yılda zorla bu topraklara sahip olmaya geleceklerdi. Özgürlük, adalet, iyi düzen bahanesiyle gelenler zorbalıkla ülke yönetimlerine sahip oldular ve tüm hakları çiğnediler. Sadece kendilerine ve kendi menfaatlerine yasalar koydular.
"Abdulhamid Han'ın mücadelesi, batı karşısında mağlup olan doğunun ve Osmanlı'nın barış projesinin, Osmanlı İmparatorluğu'nun hayattaki varlığının "yenilenerek, değişime uğrayarak" nefesinin nasıl uzatılacağının mücadelesini vermişti. Aslında o yenilikçi ve mücadeleci hareket Cumhuriyet'i üretti. Mustafa Kemal Atatürk, Abdulhamid Han çizgisinin devamıdır.  Ama problem şudur: Mustafa Kemal Atatürk, 7 asırlık bir geçmişi reddederek, yeni bir tarih anlayışı üretip, bu tarih anlayışında 1071 ile 1923 arasını hatta Selçuklu'yu da yok sayarak İslam ile bütünleşen Türklerin ürettiği barış sürecini görmemezlikten gelmiş, yeni bir tarih yorumuyla Cumhuriyet sonrasının tarihini oluşturmaya çalışmıştır. Bugünkü çatışmaların, sorunun temelinde de bu anlayış var."
Mustafa kemal’den çok Mustafa kemal’i kullanan güç çok önemliydi ve dilediklerini Atatürk ismiyle yaptırıyorlardı. Atatürk, her ne kadar onlardan memnun kalmasa da dünya saltanatı karşılığında ruhunu şeytana sattığından onların isteklerini yerine getiriyordu.
Şapka kanunu, kılık kıyafet kanunu halka uygulanmış bir zorbalıktı. Cumhuriyeti bastıran cuntacı yönetim halkı hiçe sayarak batılı güçlerin zaferini halka ilan edercesine kanunlar çıkartıyorlardı.
2000'li yıllara kadar bu millet niteliksel arayışlar içerisinde olmuş, AK Parti 3 asırlık yenilginin üzerinden "yenileyici" hareket olmuştur. Onun için Ak Parti hareketi bir "Müceddit Hareketi'dir, fıkhen kaşılığında ise "İçtihat Hareketi"dir… Bu sadece Türkiye topraklarında yapılmış olan bir müceddit hareketi değil, bütün bir coğrafyada karşılık bulan bir harekettir. Çünkü bu coğrafyada yaşayan halklar, sıkışmış bir durumdadır. Türkiye o bakımdan batı yakasında olduğu için şanslıdır."
İnsanı merkeze koyan, farklılıklarını zenginlik olarak kabul eden, bunu gerçek hayatta pratize eden yeni bir devlet felsefesi ve anlayışı var artık Türkiye'de… Ankara'da Cumhuriyet'in kurulmasında kimlerin fotoğrafları var? O fotoğrafta Mehmet Akif, Said Nursi, Çerkez Ethem, Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Fethi Okyar, Rauf Orbay ve Atatürk var. Peki 1924'ten sonra o fotoğrafta kimler kaldı? Çerkez Ethem, Mehmet Akif, Said Nursi, kazım Karabekir o fotoğrafta yok. Yani Anadolu'nun dinamikleri gitti. Yani Ankara'yı milletsizleştirdiler. Birlikte kurulan Cumhuriyet'te özellikle 1924'teki anayasadan sonra milleti Ankara'da tasfiye edip, çevreye tutsak ettiler. Ama bu millet 1946 yılına kadar her türlü eziyete ve inkara rağmen köşesine çekilip yine de isyan etmedi.
"Hilafetin kaldırılması bugün yaşadığımız sıkıntıların miladıdır. Bugün düşündüğümüz zaman, eğer hilafet kaldırılmamış olsaydı Şeyh Said İsyanı diye bir olayı tarih sayfalarında okur muyduk? Bu soruyu sormak zorundayız. Bu topraklarda üretilen tep tip ulusçuluğu, sosyal ulusçuluk, devlet ulusçuluğun mayası tutmamıştır. Çünkü az önce bahsettiğimiz bu kavramlarda, bir ve beraber olmayı hedefleyen, onları asil kılan bir İslam hamuru yoktur. "
Türkler mümessil bir millettir ve Türklersiz dünya sistemi düşünülemez. İnançsız, zalim şeytana uymuş, barbar Türkler algısını yaratanlar büyük bir karalama kampanyası yapıp insanlığı aldattılar. Küresel ortamda Türkler tanım olarak sosyal Darvinizm üzerinden üretilmiş dinsiz Türkler değildir. İman ve inanç potasında kendini eritmiş Türklerdir. Türk tanımında ırkçılık yoktur. Biyolojik milliyetçilik yoktur. Milli Şef döneminde üretilen Türklük tanımının Türklükle alakası yoktur. O Türk tanımı birilerinin sütresidir. Kendi egemenliklerini, sahip oldukları iktisadi gücü devam ettirebilmeleri için ürettikleri milletsiz Türk tanımıdır. Türk kelimesi bir ırkın adı değil bir anlayışın birlikteliğidir. Irksal Türkçülüğün gerçek Türklükle ilgisi yoktur. Anayasadaki Türk tanımı da milletsizdir. Türkler tarihin hiçbir döneminde ırkçılık yaparak büyük devlet olmadılar. Zaten ırkçılık bunu asla başaramaz. Irkçılıkla anca bir yeri sömürür ve bir vesayet kurarsınız. Bir beylik baronluk yaşarsınız. Allah’ın emirlerine bağlılığı, inancın birlikteliği Türk tanımı olarak kabul edilir. Çanakkale'de yatan şehitler her millettendi. Ve orada din savunuldu. İnananlar bu savunmayı canlarıyla ödediler. Türkiye ve temsil ettiği anlayış evrenseldir. Barışı, sevgiyi arayan ve mazlumu koruyan anlayıştır.
"‘islamsız bir ankara' tasavvuru başarıya ulaşmadı. Lozan Anlaşması'yla çizgileri çizilen İslamsız ve milletsiz bir Ankara tasavvuru, Cumhuriyet'in ürettiği ulusçuluk ve vatandaşlık projeksiyonu başarıya ulaşmamıştır. Ankara, Anasır-ı İslam kuramını hiçbir zaman unutamaz. "
"Son 30 yıldaki terör eylemlerinin akıl merkezine bakın bakalım nasıl bir insan profili üretmiş? Terör örgütünün ürettiği insan profiliyle, Mahmut Esat Bozkurt'un ürettiği veya Hasan Ali Yücel'in köy enstitülerinde ürettiği insan profili arasında ne fark var? Biri bu tarafta Darwinst bir anlayışla tarihi redde dayanan, Türklüğü alıp Şamanizm'e dayandıran ve onu da ‘Baas sosu' ile taçlandırıp, Fransız Aydınlanması'na kitlenen batı sosyal müstemlekesine teslim olmuş bir ulus tipiyle, terör örgütünün ürettiği insan profili arasındaki farkı bana söyleyebilir misiniz? Bu toprakların genetiğini göz önüne aldığınızda hiçbir fark göremezsiniz. Bu toprakların genetiğini Medine, Semerkand, Buhara ve İstanbul'un eksenini düşünmeden anlamak mümkün değildir. Bu toprağın genetiğini Haçlı Seferleri'nin, Anadolu'da durduruluşunu idrak etmeden anlayamazsınız. "
"Neden 28 Şubat, Doğu ve Güneydoğu'daki medreselerin kapısına kilit vurdurdu, oranın aydın ve alim insanlarını sürgüne mecbur etti? Çünkü Milli Şef döneminde yapılmak istenen "10 yılda 15 milyon genç yarattık"  denilerek, yapılmak istenenle, 28 Şubat'ta terör örgütünün birlikte akıl üreterek başarmak istediklerinin arasında hiçbir fark yok. Hepsinin merkezinde "Medine düşmanlığı" var. Türk Devleti'nin Medine'siz düşünemezsiniz. Çünkü Türk Devleti'nin bekası Medine'den geçmektedir. "
"Ne gariptir ki, Türkçülük yapanların hiçbiri Türk değil. Ve ne gariptir ki Türkçülük yapanların hepsi ‘Medine ve Osmanlı Düşmanı' jakobenlerdir. Ve bunların tarif ettiği bir Türklük… İşte bunun son örneği Meclis'te yaşandı. CHP'li bir milletvekili çıkıp, BDP'lilere "Türklerle Kürtler eşit olamaz" diyor. Hangi Türklükten bahsediyorsun? Bu anlayışta olan insanlar, o zaman Yavuz Sultan Selim'in İdris-i Bitlisi ile kurduğu bağa, Fatih Sultan Mehmet Han'ın yanı başındaki Molla Gorani (Gorani aşiretindendir) ile Ceziri Ahmed Efendi (Fatih Sultan'a kaside yazan alim) ve Alparslan'ın ordusundaki Kürtlere baksınlar. Yine bu Türklük tanımını yapanlar, İslam'da insanların fıtratına dair bir inkar olup olmadığına baksınlar… Bunların tarif ettiği Türk, Türklükle hiç alakası olmayan, bu topraklara yabancı, ne Oğuz boyuyla ne de Türkmen boyuyla bağlantısı kopan bir Türk'tür… "
"Muhalefet tutturmuş, vatandaşlık, laiklik tanımı değiştirilemez, diye. Kıyameti kopartıyorlar. Neden değiştirilmesin? Vahiy mi bunlar?
"Milletsiz Ankara" tahayyülü içerisindeki akıl hala mevzilerini terk etmedi, terk etmek de istemiyor. Çünkü onların tarif ettiği Türkiye'de ne Türk var ne Kürt ne de İslam var…  AK Parti Hükümeti bu noktadan bakıldığında Türkiye'yi yeniliyor. Bir barış sürecinin adıdır "AK Parti Hareketi".  
Türkiye’de Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarı döneminde yapılanları "henüz yolun başı" olarak görebiliriz. İlk hedef 2023, siyasal anlamda kendini yenilemiş, iktisadi anlamda güçlü, gelir dağılımında adaletin sağlandığı ve insan unsurunun başat olduğunu bir refah toplumu inşa etmek gereklidir. Batı toplumunun mevcut modelinin sonu geldi ve tükendi. Kürt Sorunu, İmralı Görüşmeleri, Milliyetçilik kavramı, Türkiye'nin Sınırları, Yeni Anayasa, Yerinden yönetim ve Başkanlık sistemi gibi yeniliklerle Türkiye, genleşti ve mevcut sınırlara sığmıyor. Yenilenen bir devlet var. Osmanlı benzeri ama Osmanlıdan çok çok daha adil bir düzen merkezi oluşuyor. Tarih bu topraklarda tanrının krallığının yeniden yaşanacağını göstermektedir. İnsanlar kendini ve devleti yenilerken aslında yeni bir düzen ve küresel bir sistem kuruyor.
Ergenekon ve Balyozla değişime direnenler halkın tokadıyla karşılaşmaktadırlar. Türkiye değişiyor ve dönüşecek. Bu değişimin önünde durmak isteyenler millet tarafından tasfiye ediliyor edilmeye de devam edecek . Geçmişte olduğu gibi masumiyet karinesinin ardına gizlenerek Türkiye'nin değişim ve dönüşümünü engellemeye kalkamazlar millet buna müsaade etmez. Geçmişte çatışma Ankara'da gücü elinde tutanların en büyük sermayesiydi. Ak Parti'nin Türkiye'ye ne kattığını bundan 100 yıl sonra daha iyi anlayacağız. Bu coğrafyanın tüm ülkelerinden insanlar geliyor. Geleceğin Türkiyesini Ademoğulları yönetecek.
Cuntacılar devleti halkın yönetmesine uzun süre engel oldular. Çok partili hayata geçilse de seçilenleri cuntacılar yönetti. Cuntacıların belirledikleri sınırlar vardı. O sınırlar dahilinde hareket edebilirlerdi. Cumhuriyeti savunanlar cumhura karşı cuntaya destek veriyordu. Ne cumhuriyet ne de özgürlük vardı. Zorbalık ve baskıyla ülkeyi yönettiler.
Türkiye’de 1941 yılına kadar liselerde okutulan Tarih kitaplarında, İslam ve Hz. Muhammed'le ilgili hakarete varan ifadeler bulunuyordu. İslam ve Hz. Muhammed'le ilgili ilginç "küçümseyici" ifadelere yer verdiler. Sonra inkılap Tarihiyle islam’ın ve İslami değerlerin yıkılışı zafermiş gibi anlatıldı. Devrimleri evrensel değerler gibi gösterip halkı küçümseyen ve dini değerleri ayaklar altına alan söylemlerle yeni bir ülke kurduk çığırtkanlığı yapılmıştı. CHP’nin İngiltere desteğiyle kurduğu sistem zorbalıktan başka değildi. İnançsız cuntacı baskıcı yönetimin egemenliği cumhuriyetle bağdaştırılmıştı. ve demokrasi ve özgürlük hareketi gibi gösterilmişti. Kurtuluş savaşındaki mücadeleyi inanan Türkiye halkı vermişti. Ancak Askeri güçlere yön veren dış güçler Amerika ve Rusya desteğini almışlardı. Savaşı halk kazansa da askeri ve idari yönetimi kaybetmişti. Böylece kültürlerini dayatmışlardı. İnkılaplarla halkı kökten değiştirmeye kalkmışlardı. Lisanın, kıyafetlerin, tarihin ve dini içerikli tüm yaşamsal faktörlerin dahi değiştirilmesinin temelinde dünyaya hakim olan inançsızların darbesi vardı.
1960’ lı yıllarda öğrenci hareketleri inançsız devrimcilerin bir oyunuydu. Ülkeyi karıştırma kargaşa ve kaos ortamı yaratmak onların istediği tek şeydir. Çünkü böyle bir ortam inançsızların krallığını getirmektedir.
Eski düzenin savunucuları anayasa değişikliğinden ve ülkenin olumlu yönde ilerlemesinden memnun değildir. Demokrasinin yükselmesi zorbaların hoşuna gitmedi. Eski düzenin geri gelmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Sokaklarda taş attırmalar, Cumhuriyet yürüyüşleri, 29 Ekim taşkınlığı, 1 Mayıs olayları, cezaevi yangınları ölüm oruçları, üniversitelerde öğrenci olayları ve daha niceleri kirli oyunlarının bir parçasıdır. Usulsüz tüm yolları kullanan gerçekte doğruluğun karşısındaki taşkınlık çıkaran şeytandır. Bu anlayış hakkı söndürmeye çalışsa da başaramayacaktır. Ne ağızlarıyla ne de elleriyle Allah’ın nurunu söndüremeyecekler.
Ergenekon davasının savcıları Mehmet Ali Pekgüzel, Nihat Taşkın ve Mehmet Murat Dalkuş tarafından hazırlanan mütalaada çarpıcı detaylar yer alıyor. 2 bin 271 sayfalık mütalaada Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ ve 64 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Başbuğ'un Ergenekon Terör Örgütü yöneticisi, Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’in örgüt liderlerini yönlendirmekle görevli olduğu belirtiliyor.
Mütalaada Ergenekon'un gerçekleşen eylemleri ve kaos planları şöyle sıralandı:
0-Danıştay Saldırısı.1- Cumhuriyet Gazetesi’ne bombalı saldırı.2-Yargıtay mensuplarına suikast hazırlığı.3- NATO tesislerine saldırı hazırlığı.4-2005’te dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’a yönelik eylem hazırlığı.5- 2007’de Fehmi Koru,Orhan Pamuk, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, BDP Milletvekili Sebahat Tuncel ve Ahmet Türk’e yönelik silahlı saldırı hazırlığı.6- Ermeni asıllı Minas Durmazgüler’e yönelik suikast hazırlığı.
7-Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a yönelik suikast hazırlığı.8-Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a yönelik suikast hazırlığı.9-Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e yönelik suikast hazırlığı.10-Ankara’daki Optimum AlışverişMerkezi’ne yönelik bombalı saldırı planı
İlker başbuğ darbe girişiminde bulundu. Savcıların tespitlerine göre Veli Küçük, kaos ortamı oluşturmak için Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atılması ve Danıştay saldırısının talimatlarını verdi. Mustafa Balbay'ın Ergenekon’un sivil yöneticileri ile asker yöneticileri arasında irtibatı sağlamakla görevli olduğu belirtildi. Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un hazırlık aşamasında kalmadığı kaydedildi. İlker Başbuğ'un Ergenekon yöneticilerinden olduğu, darbe ortamı oluşturmak amacıyla internet siteleri ve bu siteleri meşrulaştırmak amacıyla düzenlenen andıç vasıtasıyla kara propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerini icra ve organize ettiği dile getirildi. Mütalaaya göre YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz ise örgütün amaçları doğrultusunda üniversitelerde kadrolaşma faaliyetleri yürüttü.
Bir dönem rahmetli Turgut Özal Türkiyedeki terörist yönetime müdahale etti, başına neler geldi, herkes gördü. Erbakan Hoca müdahale etmeye kalktı. Anında iktidardan alaşağı ettiler ama Erdoğan kafasını, gövdesini ve bütün vücudunu bu sorunun altına koydu. O’na defalarca suikast girişiminde bulunuldu. Ama tanrı daima onunla oldu.
Ergenekon davasını protesto edenlerin dava sonucuna karşı yaptıkları taşkınlık yargıya ve insani değerlere karşı bir saldırıdır. Bozguncular saltanatlarının yıkılmasına çok tepkililer. Beslendikleri kötü düzenin tekrar gelmesini istiyorlar.
Kılıçdaroğlu kuru inadının esiri olarak olaylara şaşı bakan ve olayları tersinden yorumlayan olmuştur. Gerçekleri görmesi engellenmiş ve kötülüğün esiri olmuştur.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a "Hadi, Mustafa kemal Atatürk'ten korkmuyorsun, utanmıyorsun diyelim, bari Allah'tan kork." söyleminde bulundu. Kişinin zihniyeti diline vururmuş. Mustafa Kemal’i ilahlaştıranlar aslında Mustafa kemal’in değil kendi fikirlerini dayatarak bir kılıfa sokmuşlardı. Şimdi o uydurdukları algıyı kutsal değerlermiş gibi kalplerine işleyenler sapıklığın içindedirler.
Türkiye’de biber gazına tepki gösterenler sokakta daha rahat taşkınlık yapmak istiyorlar.
ODTÜ’de Göktürk-2 toplantısı için gelen Başbakan Erdoğan’a saldırı düzenleyen öğrenciler o’nu katletmek istiyordu. Aldıkları emirle O’nu nasıl bir karambole bir kargaşaya getirip zarar veririz niyetinde idiler. Ama amaçlarına ulaşamadılar. Hiçbir zaman da ulaşamayacaklar. Çünkü Tanrı onunladır.
Türkiye’de dış güçlerin etkisiyle sermayeye Cumhuriyet döneminde sahip olanlar halka ve devlete egemen oldular. Sermayeyi elinde tutanlar kötü düzene destek verdiler. Koç gibi 3-4 güçlü kuruluş kötü düzenin ve cuntanın yalakalığını yapmıştı. TUSİAD Ergenekon’un ve cuntanın ekonomik ayağıydı. Ülkeyi sömürüde askeri, siyasi ve ekonomik alanda herkes payına düşeni almıştı.
Soyguncu ve katil cuntacılar Türkiye’de insanların hayatlarını özgürlüklerini kısıtladılar. Halk hep onlardan zarar gördü. Nasıl ki Doğu halkı PKK’dan zarar gördüyse Türkiye halkı da cuntacılardan zarar gördü.
Islak imza, virüsle başka bilgisayardan atılmış, imralıya girerken aranmadık gibi tüm söylemler hakkı örtücü ve olumlu süreçleri engelleyici basit bir çabalardır. Olumlu süreci baltalamak isteyen vesayet sadece zaman kazanır ama amacına ulaşamaz.
Türkiye’de eski rejimin kalıntıları PKK terörüne destek vermektedir.
Kendi kazançlarını düşünen zümre bütün halka sefalet yarattı. Elit kesim ve Aydın zümre dedikleri doğruluktan şaşmış arzuları doğrultusunda yön veren çıkarcılardı.
Demokrasiyi, parlamenter sistemi ve etkin yürütmeyi sağlayacak başkanlık sistemine vesayetçi yapı karşı çıkmaktadır.
Türkiye ekonomisi coşacak ve dünya ekonomisinin lokomotifi olacaktır.
Gümrük birliği kanunu Türkiye’yi frenleyen bir kapitilasyondu. Kapitilasyonların ve vizelerin kaldırılması Avrupa’ya yarayacaktır.
2. Abdülhamit’ten günümüze Ortadoğu politikaları incelenirse büyük bir boşluk görülecektir. Psikolojik çöküntü anındaki bu içe kapanıklık kirli bir kuvvetin eseriydi.
Türkiye, tek bir hükümet gibi karar alınan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyleri kapsamında 7 yılda 13 ülkeyle 281 anlaşma imzaladı.
27 Mayısa hürriyet ve anayasa bayramı diyen hukuksuzlar tam yozlaşmış kafirlerdir.
Emredin komutanım yazalım diyen basın anlayışı yıkılmıştır..
Çeteler mafyalar ve baskıncı zorbalar dönemi yıkılmıştır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ASO'da yaptığı konuşmada ODTÜ olayları ile ilgili gerçekleri anlattı. Ana muhalefeti şiddet gösteren öğrencilerin sırını sıvalamakla suçlayan Erdoğan "bu ülkede her hesap sandıkta görülecek" dedi.
ODDÜ ve İTÜ üniversitelerinde olaylar çıkaranlar eskiden olduğu gibi üniversitelerde şiddet olaylarının tüm ülkeye yayılmasını isteyenler ülkeyi karıştırmak istiyorlar. Ancak çaresiz azınlık taşkınlıkla amaçlarına ulaşamayacaklardır.
Öğrencileri maşa olarak kullananlar aynı 1980lerdeki aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar.
Türkiye’de vesayet rejiminden demokrasiye geçişle ilgili tarihi adımlar atıldı. Hala vesayet özlemi içerisinde olanların son direnişlerini görüyoruz. Ama asla hedeflerine ulaşamayacaklar.
Türkiye’nin doğusunda, Şanlıurfa’nın hemen yanı başında savaş ve rejim çatışmaları var. Irak’ta kargaşa, İran’da belirsizlik var. Batıda ise ekonomik durgunluk ve iflaslar var. Ülkelerin kredibilitelerinin sorgulandığı bir süreç yaşanıyor. Bunların ortasında Türkiye her alanda gelişiyor.
Halka ve halka hizmet edenlere diktatör diyenler geçmişlerine baksınlar. Zulmü yapanların dünyaya bakışı işte böyle terstir.
TSK’daki egemenliğini kaybeden ırkçı güçler ırkçılığın bitirilmesine yönelik çalışmaları engellemeye çalışıyorlar. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli-eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ ile görüştü. TSK üzerinde yıpratma kampanyası var diyenler TSK ’yı kendi anlayışındakiler olarak algılamaktadır. Başbuğ hukuksuzluğu makul görmüş anlayıştadır. TSK şimdi arınmıştır ve kendi çizgisine gelmiştir. Kimsenin TSK yı sahiplenmesine ve belli bir çizgide tutmasına gerek yoktur. Kendi algılarını TSK’ya yüklemiş olan anlayış aslında sisteme ve düzene zarar veren anlayıştı.
Suçlular MHP’den çok şey bekliyorlar. Devlet Bahçeli’de aldığı bu destekle herkesi tehdit etmeye başlayacak. Ancak şunu bilsin ki bozguncu anlayışı temsil edenler sadece kendine zarar verecektir.
Kendilerini değiştirmek için hiçbir adım atmayanlar değişimi engellemeye ve dönüşümün önünde olmaya çalışıyorlar. Kolaylığın etkisiyle kötü kazancı yol edinmiş olanlar temiz kazancı çalışmak gerektirdiği için reddediyorlar.
Türkiye’de toplum içine atılmış bulunan, Türk-Kürt, Alevi-Sunni, Laik-Antilaik gibi kavramların başta basın ve yayın organları olmak üzere her türlü yöntem kullanılarak körüklendi ve bu sayede bölünme hızlandırıldı.
Tayyip Erdoğan ve hükümeti aleyhindeki her türlü faaliyete destek verilmesi ve itibarsızlaştırılması için yalan haberlerin, iftiraların bile kullanılması.
Terör olaylarını arttırarak hükümete ve devlete olan güvenin sarsılması kargaşa çıkarılması bozguncuların öncelikli hedeflerinden idi.
Toplumda çatışma ortamının körüklenmesini isteyenler eski sorgusuz, hesapsızca diledikleri gibi ülke yönetenler eski saltanatlarının özlemindeler. Halkı soydukları, baskı uyguladıkları devleti kullandıkları o dönemler bir daha geri gelmeyecektir.
Gerek kendilerinden gerek Erdoğan taraftarından kimilerine suikast veya suikast girişimleriyle toplumsal kutuplaşmanın artırılmasını isteyenler Hrant Dink suikastinde bile amaçlarına ulaşamamıştır.
Üniversite okuyan gençlerin karşı karşıya getirilerek çatışma ortamı yaratılmasını isteyenler kaosu çare olarak görmeleri haklı ve makul siyaset yapmadıklarındandır. Batıl bir yerde durmanın açık göstergesi şiddet istemektir.
Cumhuriyet mitinglerinin daha aşırıları kullanılarak sokakları karıştırmak ve ikincil mücadelenin başladığı yönünde mesajlar verilmesi. Toplumda infial uyandıracak olayların planlanması ve gerçekleştirilmesi neticesinde sokaklara insanların dökülmesinin sağlanması çalışılmaktadır.
insanların gözündeki inanılırlık ve güvenilirliklerinin yitirilmesinin sağlanması sağlanmalıdır.
Borsa ve dövizle spekülatif hareketler yapılıp güven ortamının yıkılarak AKP'nin, en çok üzerinde durduğu, çok başarılı olduğunu iddia ettiği ekonomik istikrarın bozulmasının sağlanması,
Ülkeyi gerekirse uluslararası sıcak çatışmalara sürükleyecek eylem planlarının tertip edilmesi. Böylelikle kamuoyuna askerin mevcudiyetinin bir kez daha vurgulayıp askerin harekat kabiliyetinin artırılması gibi nice kirli planlar içinde oldular.
Türkiye’de 2001 den sonra kapkaç çeteleriyle, hırsızlık haraç ve uyuşturucu çeteleriyle mücadeleler çok etkili bir şekilde artmış ve yasa dışı tüm şebekeler çökertilmeye başlamıştır. Tvlerde Haber proğramlarında sürekli çökertilen mafyaları görmekteyiz. Organ mafyaları, insan kaçakçıları ve kadın satıcıları yakalanmaktadır.
CHP’nin baronları ve büyük patronlar Kılıçtaroğlunu getirdiler. Amaçları dilediğimizi yapacak ve Rabbin kralıyla mücadele edecek bir kukla atadılar. İnançsızların sırf kuru indadıyla hakka muhalif tavırları akıldan yoksun şeytanın muhalif anlayışıyla benzeşmektedir.
MHP’nin düşüncesi sadece savaş istemek. Kadın çocuk demeden soykırım niyeti zalim ve şeytanidir. Kardeş katlini isteyen şeytana uyanlar yaşam nazarında değer bulamayacaklardır. Amaçta hiçbir doğru nedeni olamayanlar insanlığa sadece zarar verirler.
Türkiye’de muhalif partiler değişimlere uğradı. Hakkın karşısında olanlar taraflarını daha da belirgin hale getirdi. MHP ve CHP’de özgürlükçü ve insancıl olanlar partiden ihraç edildiler. Sosyal demokrat olanlar ve hakkın yanında olanlar etkisiz hale getirildiler. İl başkanları temizliği ve birtakım parti içi ihraçları görüldü. İstifa edenler, topluca ayrılanlar gözlendi.
Her insan basiretle bakamaz ve olanları özüyle anlayamaz. Görünene inananlar terör arttığı için AKP hükümeti zamanında terör arttı der. Bu zan ile AKP düşmanlığı yapıp ırkçılığın ardına düşenler kan dökülmesine sebep olmaktadırlar. Çünkü onların destekleriyle bu kan davası ve düşmanlık sürmektedir. Öldürelim onları anlayışındakiler sadece şeytana uymaktadırlar. Onlar geçmişte de vesayetin kurduğu sistemden beslenirlerdi. Büyük kısmı da aldanmaktadır. Halbuki Erdoğan karanlık güçlere sahip egemenlere boyun eğmemiştir. Bu nedenle terörü arttırdılar. Zaten var oluş sıkıntısı yaşayan ırkçılık yıkılırken son hamlelerini yapmaktaydı.
Portekiz'in Cascais kentinde süren Sosyalist Enternasyonal toplantısına CHP'nin itirazı damgasını vurdu. CHP, bildiride yer alan Esed aleyhine ifadelere itiraz etti. Geçiş hükümetinde Esed’siz çözümü reddetti. Bildiriyi değiştirtti.
İslam düşmanı Fransız uzmanlar CHP zihniyetine organize olma reçetesi ve yol rotası çizmiştir. CHP emri fransa’dan almaya başlamıştır. Yakında Fransa, İngiltere ve Rusya kardeşliğini açıkça destekleyen bir CHP göreceğiz. CHP ve Rikardione birlikteliği ülkeyi karıştırma kardeşliğine dönüşecektir.
DHKP-c yi destekleyen Kılıçtaroğlu kendi zihniyeti olan ABD büyükelçiliğine saldırı bile düzenlediler. Ses getirmek amaçlı ve provakasyon temelli bu olaylar kendilerine geri bulaşmaktadırlar.
DHKP-C ye destek veren Kılıçtaroğlu Rus yanlısı CHP zihniyetiyle hareket etmektedir. Zaten Kıbrıs, balkanlar ve Kafkaslarda Türkiye’de dahi Rus etkisi vardır. Kominizmin etkisindeki yönetimler ve siyasi partiler güç kaybedeceklerdir. Sol anlayışın ardında Rus taraftarlığı vardır. Ve Rus anlayışıyla hareket eder.
10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, görevdeyken 260 mahkumu affettiği, bunların önemli bir bölümünün terör örgütü DHKP-C üyesi olduğu ortaya çıktı.
CHP ve MHP'nin Doğu ve Güneydoğu'yu kalplerinden sildi. Onları kazanmak yerine yok etmeyi tercih ettiler. Bu iki parti ayrımcı ve düşmancı anlayışla Güneydoğu'yu PKK'ya teslim etti.
AK Parti'nin hayata geçirdiği her türlü düzenleme karşısında anlamsız bir muhalefette bulunuyorlar. Ülke bölünüyor deyip kıyameti kopartanlar asıl bölücülüğü yapanlardır. Ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici tavırla ülkeyi bölmeye çalışanlar herkese özgürlük ve eşit yaşam şartları verilmesine karşı çıkmaktadır.
Çözümsüzlüğü yol edinenler uzlaşı ile anayasa yapılır dayatma ile anayasa yapılmaz derken uzlaşıya hiç yanaşmamış olduklarını göremeyecek kadar kördür. Mevcut eski kötü sistemden beslenenler o sistemin gitmesini hiç istemediler. Hala da değişmesini tıkamak için her çabayı göstermektedirler. Bir de insanlığın önündeki engelleri kaldırmaya çalışanlarla mücadele ediyorlar. Özgürlük ve eşitliğin ancak eskiyi koruyan vesayetçilerin işine gelirdi.
Meclis'te bir tiyatro oynanıyor. Muhalefet gerçek görevini yerine getirmemektedir. İnsanlık adına çalışan değil insanlık karşıtı gibi hareket etmektedirler. Faydalı işleri engellemektedirler.
Yaşam tarzında ve ekonomik refahında gelişme ve iyileşme olmayanlar eski düzenden beslenenlerdir. Eski düzene sahiplenip insanlığın korunmasını sağlayacak yeni düzenle mücadele edenler daha sıkıntılı günler görecektir.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, ''Bu iktidarın yeni bir anayasa yapmaya gücü asla yetmeyecektir'' dedi.
ABD Büyükelçiliği'ne saldıran canlı bombanın eski Cumhurbaşkanı Sezer'in affıyla cezaevinden çıkmış olması gözleri Köşk'ün affettiği mahkumlara çevirdi.
ABD konsolosluğuna saldırı düzenleyen Ecevit şanlı Almanya’da yakalandıktan sonra serbest bırakılmış. Teröre destek veren Avrupalı bazı ülkeler yıllarca yaptıkları Türkiye ve İslam düşmanlığından artık sıyrılamayacaktır. Türkiye güçlendikçe, insanlığa zararlı tüm terör örgütlerinin destekçileri açıkça ortaya çıkacak ve hükümetleri uyarılacaktır. Bu düşmanlığın temelinde din varmış gibi görülse de sadece vesayet ve dünya hırsı vardır. Gerçekte Ruhunu şeytana satmış olanların insanlığa savaş açmasıdır. Ve bu din küresel bir din savaşıdır. Tanrı taraftarlarıyla şeytan taraftarları arasında yaşanmaktadır.
ABD büyükelçiliği CPJ (Gazeteciler Koruma Komitesi) üyelerini ağırladı. New York merkezli o komitenin raporunda, gazeteci olduğu için tutuklandığı öne sürülen, Türkiye’ye göre 'bombacı' olan isimler vardı. İşte onların ekibi ABD elçiliğine yönelik saldırıyı gerçekleştirdiler. ABD büyükelçisi sürekli tutuklanan gazetecileri gündeme getirerek Türkiye’de demokrasinin olmadığı, dikta bir yönetim olduğu imajını vererek Türkiye hakkında olumsuz açıklamalar yapması dikkat çekiyordu. CPJ'nin, 'Gazeteci' dediği bombacıların dostları ABD elçiliğini vurdu. Öyle oyun ve düzen içindedirler ki kendi adamları yandaş elçiliği bombalayacak kadar kirli iş çevirirler. El kaide’yi ya da islam’ı suçlayacak fırsatı arayanların oyunları kendilerine bulaştı. Din’i ve Erdoğan’ın yönetimini engellemek için her türlü kirli yolu denemektedirler.
Vesayet sistemi, seçilmiş hükümetlerin yanında gölge hükümetler oluşturdu. Başkanlık sistemi ile sistem değişikliği yapmak şart. İnsani değerler ve temel prensipler korunduğu sürece yürütmenin de etkin bir gücü olması gereklidir. Bugüne kadar parlamenter sistemin noksanlıklarından şikâyet edildi.
DHKP-C örgütü uzunca zaman Rus yanlısı kominizm etkisinde kaldı. İnançsızlığın temelinde Türkiye düşmanlığı yapanların yeni terörü oldu. Makul hiçbir haklı tarafları olmayanların gerçek ile başa çıkamaması sonucu tercih ettiği şiddettir. DHKP_C Silivricilerin ve CHP’nin şiddet eli olmuştur.
Erdoğan: ''Muhalefet ise her zaman olduğu gibi yeni anayasa konusunda, benim bu açıklamamın hemen ardından milletin takdirini bir kez daha ayaklar altına almaya başladı. Bu muhalefet, milletimizi tarihinin hiçbir döneminde mümeyyiz olarak görmemiştir. Bu muhalefet, milletin tercihlerini hiçbir zaman dikkate almamış, daima milleti küçümsemeyi tercih etmiştir. Bugün de biz anayasa için halk oylamasını telaffuz etmeye başladığımız andan itibaren milleti küçümsemeye, aşağılamaya, tahkir etmeye başladılar. Çünkü bunlara göre anayasa demek, müdahalelerin ardından yazılan veya yazdırılan metin demektir. Bunlar siyasi tarihleri boyunca anayasadan bunu anladılar. Darbelerin veya darbelerin gölgesinde hazırlanan metinleri anladılar. Ne milletin ne de TBMM'nin bir anayasa yazabileceğine hiçbir zaman inanmadılar. Bugün de inanmıyorlar.''
Halkın temsilcisi Erdoğan ve ekibi uzlaşmanın, ittifakın tarafı oldu. Yeni anayasa sürecini hep oyaladılar. Menfaatlerine göre kararlar almak istediler. Herkese özgürlüğü beğenmediler. Israrla 'AK Parti yeni anayasayı engelliyor' dediler. AK Parti niye engellesin, yeni anayasayı şiddetle isteyen partiydi.onlar eski düzenlerinin ve saltanatlarının yıkılmasını istemiyorlar. Ama her geçen gün eski düzen eriyor ve adil bir sistem yavaş yavaş yerleşiyor.
Başbakan Erdoğan, bugüne kadar halkın takdirine karşı çıkanlarla mücadelelerini sürdürdüklerini, bundan sonrada mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi. Erdoğan, ''Bugüne kadar halk oylamasından nasıl kaçtılarsa bundan sonra da kaçmaya devam edeceklerdir. Biz bugün de yarın da milletin takdirinden kaçmayız, milletin tercihine, TBMM'nin bir anayasa yapması talebine, millet bunu istiyor, biz de bunun yapmanın gayreti içinde olacağız.’dedi.
''Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun''u onayladı. Kanun ile teröre kaynak oluşturduğu şüphesi bulunan şirket yada kişilerin tüm varlıklarının dondurulması söz konusu olabilecek.
MHP lideri Bahçeli milliyetçilik yaparken Osmanlının karşısında bir tavır sergiliyor. Bir zamanlar Osmanlıyı deviren ideolojik milliyetçi akımlar parçalayıcı ve ayırıcı bir yol çizmişti. Devlet içine yerleşen güçler vesayeti temsil etti. Milliyetçiliği ırkçılık olarak bilenler milletten çok uzak oldular. Onlar asla milleti düşünmediler. Onların yaptıkları milliyetçilik değildi. Onlar insanlığın birliğinden bahsederken parçalayıcı ırkçılığı kullanıyorlar. Doğruluğu ve temeli olamayan akımın ardından gidenler gerçekle örtüşmeyen ve milliyetçilikle çelişen tavırlarda bulundular. Osmanlıyı savunuyormuş gibi görünen ve gerçekte kardeşlik düşüncesi olan Osmanlıya düşman olan ırkçılık insanların nazarında değersizleşecektir. Irkçılığın temeli çıkarcılığa, ayrımcılığa ve düşmanlığa dayanır. Şeytanın en sevdiği özelliktir. Benlik, sahip olma duygusu, hükmetme, ve anlamsız şiddetin temelinde ırkçılığın parçalarını oluşturur.
Modern darbeciler her şeyi bir kılıfına uydurup halkı aldattılar. Halkı ikna etme çabasıyla meşruluk kazandılar.
Türkiye'de yüzde 25'lik bir kesiminin hâlâ darbecilikten medet umduğunu belirtti. Darbeleri destekleyen kurumların içerisinde darbeci zihniyetin uzantıları var. Bu uzantıların ülkedeki bütün müzakere süreçlerini baltaladığının bir gerçektir. Türkiye'de hukuktan yana olmayan bir Ergenekoncu, ulusalcı kesim vardır. Barışı ve halka hizmeti menfaatlerine uygun bulmamaktadırlar. Zaten halkın sırtından geçinen bozguncu bir yapıdaydılar. Şeytani bir anlayışla ve kafir edasıyla insanlara düşmansı tavır içindelerdi. Artık Türkiye’de millet itibar kazandı. Yolsuzluk yapan çeteler itibar kaybetti.
Bir daha darbe olmaması için Türkiye'de ve hatta dünyada sivil bir anayasa şarttır. "Vesayet sistemine karşı bir eğitim sisteminin olması gerekir. Yargı sistemi düzeltilmeli. Tüm askeri unsurlar sivil denetim altına alınmalı. Sayıştay bütün askeri kurumlardaki harcamaların her türlüsünü denetlemeli. Bunlar olmazsa kendi hukukumuzu zor koruruz. Hukuk sisteminden vesayetle ilgili olan kanuni düzenlemeler temizlenmelidir.
Devlete bakışımız değişti. Devlet dediğimiz sistemin mutlaka temizlenmesi gerektiği kanaatine vardık. Bu temizlenmezse darbecilikten kurtulmak mümkün olmaz.
AİHM'si: Balyoz davası delillerinin "hükümete karşı darbe girişimi" suçu için ikna edici olduğuna karar vererek "Tutuklama süresi normal, tutuklamalar da keyfi değil" dedi.
Evrensel barışa giderken Türkçe dünya dili olacak. Yeni bir dünya kuruluyor.
Taksim Gezi Parkı'ndaki olaylara ilişkin ABD ve dünyadan gelen yıkıcı ve suçlayıcı açıklamalar küresel türkiye karşıtlığını yine ortaya koymuştur. İnançsızlar Türkiye düşmanlığı üzerinden ayakta kalmakta idiler.Taksim'deki gezi parkı olaylarının ardından ABD'li yetkililer tarafından arka arkaya yapılan açıklamalar, medyanın saptırmaları, uydurma haberler, bilgi kirlilikleri bir fırat olarak kullanıldı.Türkiye'de yaşananların "olağanüstü" gibi algılanmasına ve olduğundan farklı gösterilmesine fırsatçılık ve türkiye düşmanlığı vardır. Gezi Parkı protestolarını amacından saptırmak isteyen provokatörler uluslararası medya kuruluşlarına haber servis etmeye başladı. Türkiye'deki her olaya çanak tutan medyaların başında CNN International geliyor. Gezi Parkı protestolarını masum bir eylem olmaktan çıkarıp ve uluslararası bir komplonun parçası yapmak isteyen bazı provokatörler, Türkiye'yi aciz göstermek için bugünlerde dünya medyasını dezenformasyon ile besliyor.
Mısır’daki darbe ve Türkiye’deki gezi parkı eylemleri küresel aktörlerin planıydı. Küresel sermayeye sahip Allah’ın düşmanları İsrailcilik yaparak bölgedeki değişimleri şiddet ile durdurmaya calışmaktadırlar.Bu küresel baronlar barışın ve sevginin kendilerine bir karı olmadıklarını düşündüklerinden silah ve savaş ile değişime karşı koymayı hesaplamışlardır.
Son dönemde yaşanan gezi protesto olayları sürsede sessiz çoğunluk her şeyin farkındadır. "Hem dışarıda hem içeride Türkiye aleyhinde çok çirkin bir kampanya var. Ama bu gerçekleri milletimiz ve küresel inananlar biliyor."
Beşiktaş'ta polise havai fişekle saldıran eylemciler gözaltına alındı. Göstericilerden bazılarının olayları provoke eden yabancı uyruklu şahıslar oldukları öğrenildi. Küresel Türkiye düşmanlarının Türkiyeyi yıkma cabaları başladı. Ajanlar ve provakatörler iş başında Türkiye’yi nasıl karıştırırız diye çabalamaktadırlar.
Dış basın "Türkiye'de istikrarın bozulduğu"nu pompalıyor
Küresel krizde dökülen ABD ve Avrupa ülkelerinden kaçan sermayenin Türkiye'ye yönelmesinden rahatsız çevreler de "Türkiye'de istikrarın bozulduğu" imajını vermek için borsa ve faizler üzerine oyun oynamaya devam ediyor.   
Her fırsatta dünya kamuoyuna Türkiye'de bir güvensizlik ortamı olduğunu öne süren yabancı ve içerideki işbirlikçi çevreler, protestocuları kullanarak başta twitter, facebook, youtube gibi sosyal ağlar olmak üzere New York Times, CNN International, Belçika Ulusal Radyosu, Al Jazeera'ya (El Cezire) kadar birçok uluslararası medyada yaşananları farklı boyuta çekmeye çalışıyor…
En belirgin örneklerinden biri Belçika Devlet Radyosu'nda yaşandı. İstanbul'dan yayına bağlanan ve Belçikalı olduğu iddia edilen şahıs Başbakan Erdoğan'ın göstericileri "ağaçlarda sallandırmakla tehdit ettiğini" söyledi. Belçika radyosu kaynağın güvenilir olup olmadığını denetlemediği sözler yayında yer aldı. Üstelik Belçikalı olduğu ifade edilen vatandaşın Türkçe'yi yeterince bilmediği de ortaya çıktı.
Al Jazeera'nin İngilizce yayın yapan kanalı da "AJ Stream" adlı program da yalnız protestoculara yer vermekten geri durmadı. Türkiye'de karasal yayın yapan bir TV kanalını alan Al Jazeera Türkiye'deki Gezi Parkı eylemlerini Arap Baharı hevesiyle canlı yayınına taşıdı.
CNN'in iftiralarının hedefinde Erdoğan var
Başbakanı hedef alan medya kuruluşlarının başında CNN International geliyor.İftira nitelikli yayınlarına bir yenisini ekleyen CNN International tepkileri çekmemek için karşı savaşını okuyucu eliyle veriyor.
TÜRKİYE EKENOMİSİ
Demokratikleşme paketleri Türkiye’nin cahilliğinin giderildiği, tabularının yıkılması anlamına gelmektedir. Türkiye’de kültür ve anlayış hızla değişmektedir. Tüm bunlarda tanrının amacı vardır. Tanrı Erdoğan ile bu Türkiye halkına sahip çıkmaktadır. Din, dil, ırk ve her türlü ayrımın kaldırıldığı tanrının evrensel dininin yani kardeşliğin kabul göreceği bir noktaya doğru evrilmektedir.
Cumhuriyet tarihi boyunca bütçenin en büyük payı Milli Savunma Bakanlığı'na ayrılıyordu. Cuntacıların saltanatı sürüyordu. Bugün en büyük bütçe halka (insanlara) yönelik olmuştur. Milli Eğitime ve sosyal alanlara büyük pay ayrılmaktadır.
Türkiye'ye 11 ayda 11 milyar dolar girdi! Bugün bu rakamlar büyük görülse de gelecekte öyle yatırımlar ve büyük paralar girecek ki bu miktarlar kuruş gibi kalacak.
Ernst&Young Türkiye, Birleşme ve Satın Alma İşlemleri 2012 yılı raporuna göre tüm dünyada birleşme ve satın alma aktivitelerinde yaşanan yavaşlamaya rağmen Türkiye'de 2 katına çıkarken 315 işlem ile de işlem sayısında yeni bir rekor kırıldı.
Türkiye yumurtada ihracat rekoru kırıldı
Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda, enerji ve ulaştırma alanında 250 milyar dolarlık yatırım yapacak.
Dünya bankası, Türkiye'nin yumuşak iniş yapmayı başardığını söyledi.
Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye'nin 2012 yılında ılımlı da olsa büyüdüğünü söyledi ve "AB krizi ve Arap Baharı'nın Türkiye'ye yansımaları oldu" dedi.
Zorluklara karşın Türkiye'nin 2012'de başarılı bir performans sergilediğini kaydeden Şimşek, Türkiye'nin önemli bir stres testinden başarı ile geçtiğini sözlerine ekledi. Şimşek, "2012 bütçe açısından sorunlu bir yıldı, ancak gelir hedeflerinde sapma olmadı" dedi.
Daha hızlı büyüme öngören Boston Fed Başkanı Rosengren, parasal genişlemeye arka çıktı.
Türkiye enerji konusunda büyük devrimler yaşamaktadır. Yeni petrol ve doğalgaz kuyuları bulunmaktadır. Yerli kaynaklarda büyük yenilikler görülmüştür.
Türkiye hızla gelişiyor. Tarım arazilerini su borularıyla döşeyerek ve damlama yöntemiyle sulayarak büyük bir devrim yaşanıyor. Verimli arazilerdeki ucuz gıda üretiminin Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) sulamalarıyla yakaladığı ivme hızla artıyor. Terörün bitmesiyle komşu ülkelerin ve Türkiye'nin gıda ihtiyacını karşılayacak Doğu ve Güneydoğu'ya özel sektör büyük yatırım yağacağı kaçınılmazdır. Gelişmeler arttıkça tersine göç hadisesi yaşanmaya başlamıştır. GAP'la her yıl ortalama 100 bin kişi iş buluyor. 2008-2011 döneminde 400 bin oldu. 10 yıl önce 700 milyon dolar olan GAP bölgesi ihracatının eylem planının ardından 8 milyar doları aştı.
2013 yılında Türkiye dev spor tesislerine doymuş olacak. Milyonlarca insanın yararlanacağı bu dev projeler hızla devam etmektedir.
Irak'ta alışveriş merkezlerinden mobilya mağazalarına ve kaldırım taşlarına kadar her şeyin üzerinde Türk markaları var. Bağdat'ın sokaklarında, hiçbir ülkenin varlığı Türkiye'ninki kadar göze çarpmıyor." Irak'ın ABD ve İngiltere tarafından işgal edilmesinin 10'uncu yılında bir analiz yayımlandı. Analizde, "ABD savaşı, İran barışı, Türkiye ise ihaleleri kazandı" yorumu yapıldı.
Erdoğan, özel teşebbüsün yanında olduklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, Çalışan emeği ile kazanan, kazandığını yatırım olarak hizmete dönüştüren herkesin gönlümüzde ayrı bir yeri vardır. Göreve geldiklerinde Türkiye'nin ihracatının 30 milyar dolar olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, bu rakamı yaptıkları çalışmalarla 152 milyar dolara çıkardıklarını açıkladı. "2023'te 500 milyar dolar ihracat hedefliyoruz"
BazI anayasalar ve 1982 Anayasa'sı "değişmezlik" kuralı koymuştur. Bu tür hükümlerin, doktrinde hukuki bir bağlayıcılığı yoktur. Hiçbir mantık, 'bir kuşağın, kendisinden sonra gelecek kuşakları ebediyen bağlama hakkı olduğunu' söyleyemez. Bu, Türkiye bakımından çok daha atipik bir durumdur. Çünkü mevcut anayasadaki üç maddeye "değişmezlik" izafe eden irade, halkın serbestçe hazırlanmış hür iradesi değil, cuntayı temsil eden beş generalin iradesidir. Bir yandan cuntanın generallerini yargılarken, diğer yandan onların bu iradesine kutsallık izafe etmek, mantıksal bir çelişkidir. Kaldı ki, silbaştan yeni bir anayasa yapmak, "Asli Kurucu İktidar yetkisinin kullanılması" demektir. Asli kurucu iktidarlar, mevcut anayasayı değiştirebilir, ortadan kaldırabilir veya yeni bir anayasa yapabilirler.
DÜNYADA TÜRKİYE ETKİSİ
Türkiye kendi büyüklüğünün farkında olmayan bir devdir. 21. yüzyıl Türkiye yılı olacaktır. Dünyanın en büyük gücü olacak. Gücünü de Tanrı’dan alacaktır. Doğruluğu, Adaleti, barışı ve kardeşliği savunmasıyla daima zirvede oturacaktır. Tanrının dinini sahiplenir ve halifeliğini yürütür haliyle krallığı daha da büyüyecektir.
Türkiye bölgesindeki, tüm Ortadoğu’da ki ve dünyadaki tüm sorunları çözecektir. Rabbi kralı her husumetli olanlara gelin diyerek onları masaya çağıracak. Barışın kazandırdıklarını ve anlamsız bir şekilde düşmanlık edip birbirlerini öldürdüklerini anlatacak. Her husumetli tek tek barışa gelecek. Dış işleri mükemmel ve çok etkin bir şekilde çalışacak.
Ahmet Davutoğlunun büyük elçiler toplantısı Osmanlı zihniyetinin tekrar atağa geçme aşamasıdır. Çok çalışacağız ve harekete geçeceğiz diyen Davutoğlu yeni dünya düzenini kurmak için güçlü bir zihniyet ve organize bir iş sergilemektedir. Büyük elçilere verilen mesaj ve bu yeni anlayış yeryüzünü çok daha adil bir yapıya getirecektir. Altın çağa girişin ilk işaretlerini görmekteyiz.
Başbakanın da büyük elçiler yemeğinde organize hareketler ve güçlü Türkiye anlayışı vardı. Yeni dünyanın inşasında barışçı ve adaletçi Türkiye anlayışı vardı. Verilen mesajlar ve oluşturulan hava küresel bir harekete geçme havasıydı.
Tarih boyunca Avrupa devletlerinin çıkar çatışmasına sahne olan Balkanlar'da artık umut dolu gelişmeler yaşanıyor. Sosyal,  kültürel ve ticari anlamda, Türkiye - Balkan  ülkeleri arasında daha sıcak ilişkiler kurulması için çaba sarf ediliyor.
Türkiye'nin son on yıl içindeki politikasının dünyada Müslüman-Türkler ve tüm inananlar için çok olumlu sonuçlar doğurdu.   Son on yılda, Türkiye'nin politik duruşu ile birlikte, Balkanlar'da, Türklerin, inananların ve Katoliklerin yani eski hükümetlere muhalif anlayışların değeri artmış oldu.

Türkiye'den büyük ilgi ve alaka gören her mazlum topraklar gelişecek. Gelişmemiş ülkeler gelişme dönemine girecek. O topraklarda itibarlı olacaklar. Umutlarına umut katılacak. Dün itilip kakılanlar, bugün anayasa yapıcıları ve devlet kademelerinde halka hizmetkar olacaklar.
ABD, 1990 lı yıllarda çektiği uydu fotoğraflarıyla 2012 uydu fotoğraflarını karşılaştırdığında Türkiye’de müthiş bir hızda gelişme ve büyüme olduğunu fark ettiler. Bu hızlı büyüme onları korkuttu. Artık 2013 yılında türlü planlar yapmaya başladılar.
Suçlulardan medet uman Kılıçtaroğlu Silivri ve Haberal’ı ziyarete giderek suçluların avukatlığını yapmaktadır. Yine suçlulardan medet uman Bahçeli’de Silivri’ye giderek GKB İlker başbuğ ve Engin Alan ile görüşüp yol haritası belirliyorlar. Silivri ve İmralı arasında ne fark var. İkisi de ırkçı, kaosçu birbirinin dengi ve eşitidir. Bahçeli, bir taraftan da başbakan ve hükümet yetkililerini tehdit ediyor. Vesayetin sahipçilerine halkın tokatı büyük olur. Ve batıl her zaman yıkılmaya mahkumdur.
Türkiye heyeti, yurt dışında cezaevi ziyaretleri yaptı. Türkiye’li mahkumlar tek tek ziyaret edildi. Ve mahkumlara "siz sahipsiz değilsiniz" mesajı verildi. Cezalarını Türkiye'de çekmek isteyenler davet ediliyor. Türkiye'deki cezaevleri şartları Avrupa’dan daha iyi durumdadır. Türkiye artık her yerde halkına sahip çıkıyor. Onların haklarının gözetilmesini sağlıyor. Avrupa'daki Türk vatandaşlarının problemlerini çok önemseniyor. Türkiye, insanlarını ve inananları artık sahipsizlikten, çaresizlikten ve değersizlikten kurtarmaktadır. Türkiye ve Ortadoğu insanı yani inananlar artık daha değerli olacaklar.
Türkiye ekonomisini kötülüyorlar. Somut veri olmadan gayrimenkul sektörüne yabancı ilgisinin azaldığını ülkenin karışık ve kaosta olduğu imajını vermeye çalışıyorlar.
Yeni Anayasa'yı reddeden anlayış dünyacı, menfaatçi ve inançsızdır. Herkese özgürlük ve herkese eşit haklar verilmesini bazı şartlar koyarak engelleyenler kaybeden taraf olacaktır. Yönetime sahip olanlar ve kaynakları sömürenler halkın ve insanlığın çıkarını engellemektedirler. Türlü bahanelerle anayasa yapımını engelleyenlerin çirkeflikleri sokaklara taşmaktadır.
Türkiye dünya siyasetinde söz sahibi olacak. Dünyaya yön veren siyasi güç olmuştur.
Atatürk’ün 2013 yılına atılan vasiyetnamesi ve birtakım bilgilerin ortaya çıkmasını engellemişlerdi.
Türkiye’de yasa dışı Dev sol örgütü ve DHKP-C gibi terör örgütlerine büyük darbeler vurulmuştur. Örgüt yöneticileri ve üst düzeylerine yönelik operasyonlarda çok kişi tutuklanmıştır. Bunun sonrasında Bu örgüt Amerikan büyük elçiliğine bombalı saldırı gerçekleştirmiş ve biz hala varız ve buradayız demişlerdir. Amerikalılar da belki de El-kaide yaptı diye senaryo kuracaklardı. Ama durum hiç de öyle değildi. DHKP-C ye fikren destek verdiği anlaşılan Kılıçtaroğlu söylemleriyle terörün yanında olduğunu göstermiş oldu.
Anayasa da genel bir düzenleme ile bildiri ve düşünce açıklamalarında veya propagandada şiddet unsuru yoksa, silaha yöneltmiyorsa, tehdit içermiyorsa her türlü açıklamanın serbest olması, en azından suç teşkil etmeyeceği esası getirilmektedir.
Erdoğan, Mardin'de Kürtçe vaaz talebine "Önemli olan hangi dilde söylediği değil, ne söylediğidir. ‘ben Kürtçe daha iyi istifade ediyorum' diyorsa hoca efendilerin bunu karşılaması lazım" diyerek yeşil ışık yaktı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de, Kürtçe hutbe okunması konusunda bir sınırlamanın söz konusu olmadığını belirterek, "Almanya'daki camilerde hutbe Almanca verilir.’ Dedi. Fransa'da Fransızca özeti verilir. Bazı insanlar bunu bir hak olarak görüyor. Herhangi bir dile rezerv koyulması mümkün değil. Din de Allah'ın, dil de Allah'ın." ifadelerini kullanmıştı. Arapça kısıtlaması hidayetin önünü kapatmaktadır. Her ulus kutsal kitabı kendi lisanında okuyabilmeli ve ibadetlerini kendi lisanında yapabilmelidir. Arap milliyetçiliğinin vesayeti yıllardır bunu engellemiştir. Din, ne Araplar için ne de din adamları için gelmiştir. Tüm insanlara gelmiştir. İnsanlar hangi vasıta aracı olan dili kullanırsa kullansın önemli olan anlayarak uygulamaktır.
İnanmayana kafir, inandım deyip de tanrı buyruklarına karşı olanlara münafık denir. Aynı Muhammet dönemindeki gibi Türkiye’de de munafıklar vardır. Münafıklar, insanların özgürlüklerinin artmasına (yeni anayasaya) ve barışa (İmralı sürecine) karşı direnmektedirler.
Anayasa sürecini muhalefet sadece geciktirebilir ama önüne geçemeyecektir. Doğrudan sürece destek veriyor görünerek halkın nazarından düşmemek ve aldatma yöntemiyle hareket eden muhalefetler dolaylı yoldan süreci engellemektedirler. Komisyonlarda ve birtakım mitinglerinde halkın isteklerine karşı zorluklar çıkarmaktadırlar. Süreci geciktirmeye çalışan, tıkayan, sınırlar koyan anlayış, insani özgürlükleri sırf çıkarları için reddetmektedirler.
Türkiye, başka ülkelere bakarak politika yapmamıştır. Dün Irak'ın kuzeyi yerine tümü için çaba gösterdi bugün Irak'ın Kuzeyine yönelik sıcak ilgi yüzünden birçok ülkenin Türkiye'ye tavır koyduğunu söyledi. Türkiye'nin ABD ile çakışan konuları çok fazladır. Türkiye'nin tekrar Ortadoğu'ya dönüşü bir zaruretten kaynaklanmıştır. Ortadoğu konusunda Türkiye, mutlaka dikkate alınmalıdır. Yoksa bu değişim sürecinde devrilen yıkılan ve kaybolan yönetimler olacaklardır.
Geçmişten bu güne Türkiye’nin dünyayı algılamasında, dünyanın da Türkiye’yi algılamasında değişiklikler oldu. Geçmişte örneğin İsrail bir eylem yaptığında önce başkaları ne diyor diye bakar ondan sonra kimseyi üzmeyecek bir yanıt vermeye çalışırdık. İki üç paragraflık açıklamalar yapardık. Şu anda benzer bir krizde diğer ülkeler bizi arayarak tepkimizi soruyorlar. Bakanımız günde 5-6 bakanla görüşüyor. Bu açıdan geldiğimiz nokta çok iyi bir noktadır.
Türk dış politikasındaki bu değişimin aslındaki küresel dengelerdeki değişimle beraber gelişti. Bu üç değişim on yıllık periyodlar halinde gelişti ve önce 1991’de Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle “jeopolitik değişim” yaşandı. Ardından 2001’deki 11 Eylül saldırıları ve ABD’nin evinde vurulmasıyla “güvenlik alanında değişim” gerçekleşti. Bunu 2011’deki Akdeniz Havzası’ndaki siyasi ve ekonomik değişim izledi. Küresel ekonomik kriz ayrıca hem bölgeyi hem dünyayı değiştirdi.
1990’lar Türkiye için ekonomik kriz ve terörle mücadele yıllarıydı ve Türkiye güvenlik ağırlıklı bir dış politika güdüyordu. Bu açıdan 2000’ler demokratik standartların yükseltilmeye çalışıldığı, ekonomide yapısal reformların yapıldığı bir restorasyon dönemi oldu. Bu dönemde “aktif, ilkeli, vizyoner çok boyutlu dış politika” kavramı üzerinde duruldu. Bunun için ABD ile model ortaklık, AB ile stratejik hedef, NATO’da kanat yerine merkez ülke olma noktaları üzerinde mevcut stratejik ilişkilerin güçlendirilmesi yoluna gidildi. İkinci olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği, İslam Konferansı Örgütü’nde Genel Sekreterlik gibi somut örneklerin verilebileceği “uluslararası örgütlerde etkin rol” prensibi üzerinde duruldu. Üçüncü girişim komşu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesiydi. Türkiye bunun için Ermenistan ve Suriye açılımlarını gerçekleştirdi. Irak ve İran ile ilişkileri geliştirmeye çalıştı.
Türkiye bu dönemde komşu ülkelerle ticaret hacmini 6 kat arttırarak 13 milyar dolardan 86 milyar dolara çıkardı. Yüksek düzeyli işbirliği konseyi kurulan ülkelerle ticaret hacmi 11,2 milyar dolardan 67 milyar dolara çıktı. Komşu ülkelerle ticaretin payı yüzde 10’dan yüzde 30’a çıktı.
Türk dış politikasının küresel gelişmelere verdiği dördüncü tepki yeni coğrafi alanlara açılma oldu. Türkiye Afrika’da 2002’de 34 olan Büyükelçilik sayısını arttırdı. Şu an Türkiye 124 büyükelçilik ve 209 temsilcilik ile dünyada en çok dış temsilciliği olan 9. ülke haline geldi. Türkiye’deki yabancı temsilcilik sayısı da 2000’de 148 iken 2013’te 242’ye yükseldi. Sahra altı bölgesi ile ticaret 2000’deki 742 milyon dolar rakamından 2012’de 7,5 milyar dolara çıktı.
Hemen hemen her noktaya uçan Türk Havayolları, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba topluluklar başkanlığı ve dünyanın en ücra köşelerine yayılan Türk okulları iletişimin ve çabuk organize olmanın önemli unsurlarıydı. Halkın gönüllü hareketlerine sivil desteği Türk okulları vermekteydi.
Kurumsal gelişme ve dünyaya açılma konusunda rakamlar çarpıcı bir gelişime işaret ediyor. Komşularında yaşananlar Suriye’deki kriz, Irak’la yaşanan gerilim ve İran’a uygulanan ambargo gibi bütün bunlara rağmen yükselişine devam etmektedir. Zaten son dönemde Türk dış politikasını en çok zorlayan konu da Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki siyasal değişimler oldu. Tüm bunlara rağmen tehlikeli olmadan dönüşümü yönetmeye başladı.
Türkiye’nin Arap baharına yaklaşımının üç boyutu olduğuna var: Birincisi insani temelli – açık kapı politikası, ikincisi değerler temelli, insan haklarına dayalı, çoğulcu demokrasileri destekleme politikası, üçüncüsü ise halk iradesine dayalı rejimlerle geleceğe dönük işbirliği stratejisi.
Türk dış politikasının başarısı kurumsallaşma, dünyaya açılma, etkinlik konusunda Türkiye’nin ekonomik gelişimine paralel olarak önemli bir çıkış yakaladığı inkar edilemez bir gerçek. Sonuç alma, başka ülkelerin politikalarını etkileme konusunda ise mutlak başarı küresel güçlerde bile yok
Türkiye genleşiyor 50 yıl önceki ülke değil. Tarihi ve Osmanlı'nın dağılma dönemindeki anlaşmaları anlamadan yeni değişimi anlayamayız. Bu toprakları geçmişte ne şekillendirdi, şimdi neler değişiyor. Değişimden kimler rahatsız oluyor, kimler memnun kalıyor. Eski düzen kimlere hizmet ediyordu yeni düzen kimlere hizmet ediyor. Bu topraklarda tarih diyalektiği anlaşılmadan Türkiye anlaşılmaz. 100 yıl önce bir rol biçtiler. Şimdi Türkiye değişti ve bu sınırları kabul etmiyor. Artık halklar da uyandı. İstanbul aklı bu coğrafyanın şekillenişindeki ana merkez. Küresel denge de bunu emrediyor. Ortadoğu’da huzur ve küresel barış Türkiye'siz mümkün değil.
Ortadoğu’da birinci güç İsrail değil artık Türkiye’dir. Ortadoğu'da ABD partner değiştirmedi aslında doğruluk sancağını almış Türkiye onlara boyun eğdiriyor. Halkın ve insanlığın yanında olmayanların yıkılışları kaçınılmaz olacaktır. Yeni Türkiye küresel vesayetten beslenen herkesin rahatını kaçırıyor.
Tarihi bir dönem yaşıyoruz. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Bir tarafta Rusya, Çin, AB bir tarafta genleşen Türkiye var. Ve bundan rahatsız olan küresel güçler var.
TERÖR
Oslo sürecinde mağdur aranıyorsa başta MİT Müsteşarıdır. Ardından ak partidir. Barış için çabalayanlar ne zaman suçlu oldu. Evet savaş üzerinden kazananlar çoğaldığında iyiler suçlanır. Oslo’da olmayan şeyler varmış gibi gösterilerek birçok manipilasyonlar yapıldı. Bu süreçte yurt dışında ve yurt içinde farklı böcekler devreye girdi. Türkiye’de istikrarı küresel patronlar ve onların ülkeleri istemiyor. Medya ile farklı servisler yapıldı. Muhalif liderlerin sürece bakış açısı bile ne kadar sorumsuz ve seviyesiz bir durumda olduğunu göstermiştir. Sokak mantığı ve menfaatlerine dayalı ayrımcı bakış artık devrilecektir.
Terörün çözümünde barış havasını MHP ve CHP baltalıyor. MHP'nin asıl korkusu 'terör biterse biteriz' dir.
Terör örgütünün insan kaynaklarına, lojistik desteğine, Avrupa desteğine ve hatta dağ kadrosuna ciddi bir darbe vuruldu.
Türkçülük yapanlar Medine ve İslam düşmanıdır. Kısacası kardeşlik düşmanıdır. Osmanlıyı da Türkçülük yapanlar yıktı. Türkçülük zamanla Kürtçülüğü doğurdu. Terörü yaratan Türkçülüktü. "Türk Devleti'nin bekası Medine'den geçmektedir. Ne gariptir ki, Türkçülük yapanların hiçbiri Türk değil. Ve ne gariptir ki Türkçülük yapanların hepsi ‘Medine ve Osmanlı Düşmanı' jakobenlerdir. Cumhuriyet döneminin ürettiği ulusçuluk ve vatandaşlık projeksiyonu başarıya ulaşmamıştır.
Türkiye’ye sahiplenen, devlete sahiplenen özelleştirmeye karşı olan vesayetçiler kendilerini bu devletin sahibi halkı da köle ve aşağılık olarak görüyordu. Türkiye onların değil. Türkiye, Türkiye halkınındır. Zamanla Türk övün çalış güven. Ve ne mutlu Türküm diyene gibi bölücü ve şeytani sözlerden insanlarımız kurtulacaktır. Türk devleti değil Türkiyeliler tabiri kullanılacak. Hiçbir ırkın üstün tutulmadığı ve ademoğlu türünün kardeşliği ön plana çıkacaktır. Birilerine hizmet eden vesayet, sömürgecilik veya sahiplenme ortadan kalkacaktır. O zaman dünya daha adil, daha eşit olacaktır.
Türkiye’de ırkçı yaklaşımlar ve tarafgirlik artık son bulmak zorundadır. MHP, BDP, CHP de büyük tartışmaların çıkması gerçeklerin ortaya çıkmasına ve insanların birbirini anlamasına neden olmaktadır. Bu durumda haklı ve haksızın belirmesine iyi niyetli ile kötü niyetli lerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Devlete sahiplenip şiddet isteyenlerle halkı temsil edip barış isteyenler ortaya çıkmaya başladı. Hak ve gerçek niyetler ortaya çıktıkça insanlığa zararlı fikirleri yürütenler insanların gözünde itibar görmeyecekler ve onların varlığı yavaşça yok olacaktır.
Terörü ve öldürmeyi kullanarak ırkçılık temelli aldatılan iki kesim yarattılar. Birbirine düşman edilen bu kesimler bir kan davasına tutuşturuldular. Kendi topraklarına ve kendi egemenliğinde bir yönetim kurmak
Ara
Cevapla
#2
bilgi için teşekkürler
Ara
Cevapla


[-]
Hızlı Cevap
Konu


Güvenlik Kodu:
Lütfen, resmin üzerindeki harf ve rakamlardan oluşan Güvenlik Kodunu, aşağıdaki metin kutusuna giriniz.
Güvenlik Kodu:
(Büyük/Küçük harf duyarsız)

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi